1 Mayıs 2008 Perşembe

BİR ENGELLİ İSENİZYADA BAŞKACA BİR SORUNUNUZ VARSA...

13 ) Ben tekerlekli sandalyede yaşayan bir engelliyim, tahmin edersinizki hayat zor, ve insanlar bana acıyorlar. Sadece ben değil, dünyada pek çok engelli ve şekil bozukluğu sorunu olan insan var. Öyleki yüzlerinden ötürü sokrağa çıkamıyorlar. Bu kimselere karşı Allah’ın tutumu ve hikmeti nedir? Çok üzülüyoruz.

Bütün ruhlar bir zaman çıplaktı. O alemin düzleminde hepsi heyecan içinde titreşiyordu. O ruhların çığlıkları arşa kadar yankılanıyordu. Çünkü perdeler kalkıp ve boyutlar yarılmak üzere idi. Allah ruhlara ilahi nazarı ile tecelli ve onlardan söz alacaktı.

O “şak” anı yaklaştıkça arşın melekleri daha şiddetli titrmeye başladılar. Sonunda nefesler tutuldu ve perdeler savrularak uçuşmaya başladı. O an tüm zaman durdu; mekan yok oldu. Anlamlar silindi, var ile yok bir elde birleşti. O an ilahi nazarla cezbeye tutuldu tüm gönüller. Eğer “O” tutmasa tüm ruhlar eriyerek yokluk alemine savrulacaktı. Tahammülü mümkün olmayan o an artık tüm ruhlar secdeye çağrıldı. İstisnasız ve tereddütsüz hepsi secdeye geldi.

Melekler seslendi “Doğrulun, sizden söz alınacak”

O alemlerin sultanı dedi ki;

- Ben sizin ilahınız değil miyim?

Tüm ruhlar adeta yanarak ve coşku içinde ağlayarak “evet, sen bizim ilahımızsın” diyerek heyecan dolu cevaplar verdiler. O halde iken onlara dayanmaları için güç veriliyordu.

Bir münadi dedi ki;

“O kendi aşkı uğruna gideceğiniz dünyada; şu kısa hayatının bir kısmını verecek ve ruhların üzerindeki elbesilerinin parçalanarak çıkmasına razı olacak aşıklarını arzuluyor, öeyleyse haydi gönüllüler çıksın”

Derhal milyonlarca ruh uçuştu; arzuyla kendilerine ayrılmış alanda saflar tutuldu” Onlar seçildi, dünyadaki halinizin resmi böyle, adınızda şehitler olsun denildi.

Ardından dendi ki;

-İlahımız, kendi nefsini terkedecek aşkı için yırtık elbiseler giyecek ve ayaklarına prangalar takacak “övülmüş sabır ehlini” çağırıyor.Ardından bunu arzulayan yüzbinlerce ruh uçuşarak alana uçuştu ve yayıldı. Hani o ruhlar başlarını verilenlerin sonsuz güzelliğinden ötürü yere koyup ağlıyor, rüzgarda ki buğday başakları gibi titriyorlardı.

Haydi bekleme; dirilerek kalk yırt o beden elbisesini. Hatırla haydi tüm gücünle “O” şak ve titreyiş anını.

Milyonlarca beden elbisesi diken onların üzerine gözler ve kulaklar içi yollar açan, bir yürekle hislendiren elbet seni görüyor ve halini biliyor. Öyleyse inanmalısın; çünkü o beden elbisesi sen istemesen bile çıkarılacak üzerinden. Sen o eski halinde sonsuzluk meydanına çıkarılacaksın.

Artık diril, elbisenin ağırlığından kurtul. Yama ve yırtıklara aldırma. Nefis şeytanının düşman bacağı kırık, haydi şükret Allah’a. Gökleri kusursuz ve yırtıksız yaratan sana o elbiseyi elbette hikmetsiz vermedi. Haydi O’nun aşkıyla varlığına şahadet getirerek sımsıkı sarıl verdiği elbiseye, başıma taçdır, de.

Dünya hayatı insan için, sonsuz zaman denizi yanında küçücük bir damla bile değil. Eğer sonsuzluk olmayacaksa ebette; bu damlayı elinden silkip at çünkü kıymetli değil. Eğer varsa ki mutlaka var O sonsuzluk ve hikmet; öyleyse damlayı bırak, başını ümitle çevir ve seni bekleyen ilahi ummana bak.

O göklere çevir sonra gözlerini; kusur olmayan mavi ve heybetli sonsuzluğa. İlahın nuru doğmakta çepeçevre, canlanarak secdeya kapan O Merhametli Rabbine.
Share:

0 yorum:

Yorum Gönder